Ceza yargılamasında “görev”, bir uyuşmazlığa hangi mahkemenin bakacağını gösteren temel bir usul kuralıdır. Görevi belirleyen ölçüt, kural olarak işlenen suça kanunda öngörülen ceza miktarı ve türüdür; sulh ceza hâkimliği, asliye ceza mahkemesi ve ağır ceza mahkemesi arasındaki iş bölümü bu ölçüte göre kurulur. CMK'nın 3-7. maddeleri, görevin nasıl belirleneceğini, görev uyuşmazlığı çıktığında ne yapılacağını ve görevli olmayan bir mahkemenin yaptığı işlemlerin akıbetini düzenler.

I. Görevin Kanunla Belirlenmesi (m. 3)

Kanunun 3. maddesinin birinci fıkrası, mahkemelerin görevlerinin kanunla belirleneceğini söyler; doktrinde bu kural, görevin taraflarca veya mahkemece serbestçe belirlenemeyeceği, kamu düzenine ilişkin emredici bir usul kuralı olduğu şeklinde okunur.1

Görev kurallarının kamu düzenine ilişkin olmasının doğal sonucu, mahkemenin görevli olup olmadığını taraflardan bir talep gelmeksizin kendiliğinden inceleyebilmesidir. Nitekim m. 4/1, davaya bakan mahkemenin görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re'sen karar verebileceğini belirtir; yalnızca m. 6'daki istisna (aşağıda II) saklıdır. Mahkemeler arasında görev konusunda uyuşmazlık çıkması hâlinde, görevli mahkemeyi ortak yüksek görevli mahkeme belirler (m. 4/2).

Bugünkü m. 4/2'deki “ortak yüksek görevli mahkeme” usulünün kökeni, doktrinde Osmanlı döneminin ilk modern ceza usul kanunu olan 1879 tarihli Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye Kanun-ı Muvakkati'ndeki “tayin-i merci” (merci tayini) kurumuna kadar götürülür: o dönemde de aynı davaya iki farklı merciin (mahkeme, müstantik veya müddei-i umumi) görevli olduğunu iddia etmesi (ihtilaf-ı icabî) ya da her ikisinin de görevsizlik ileri sürmesi (ihtilaf-ı selbî) hâlinde, uyuşmazlığın Mahkeme-i Temyiz'in “tayin-i merci” usulüyle çözüldüğü belirtilmektedir; bu tarihsel örnek, görev uyuşmazlıklarının üst bir merci eliyle çözülmesi ihtiyacının, CMK'ya özgü yeni bir icat değil, Türk ceza yargılama usulünün yaklaşık bir buçuk asırlık bir geleneği olduğunu göstermektedir.2

II. Görevsizlik Kararı ve Sınırı (m. 5-6)

İddianamenin kabulünden sonra, işin davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir (m. 5/1). Adli yargı içindeki mahkemeler arasında verilen görevsizlik kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir (m. 5/2).

Kanun, bu genel kuralın önemli bir istisnasını 6. maddede düzenler: duruşmada suçun hukuki niteliğinin değiştiğinden bahisle görevsizlik kararı verilerek dosya alt dereceli mahkemeye gönderilemez. Madde, 06.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle değiştirilerek bugünkü hâlini almıştır. Amaç, davanın esasına girmiş, delilleri toplamış bir mahkemenin, yargılama sırasında suçun vasfının değişmesi (örneğin kasten yaralamanın kasten öldürmeye teşebbüse dönüşmesi gibi) üzerine işi alt dereceli bir mahkemeye devretmesinin yol açacağı usul ekonomisi kaybını ve yargılamanın gereksiz uzamasını önlemektir; suçun niteliği değişip bu değişiklik mahkemeyi görevli kılan değil görevsiz kılan yönde ise (yani daha ağır bir suça dönüşüp üst dereceli bir mahkemenin görevine girmişse) mahkeme yine de görevsizlik kararı vermek zorundadır — çünkü bu durumda dosya alt değil üst dereceli bir mahkemeye gönderilmektedir ve madde metnindeki “alt dereceli mahkemeye gönderilemez” yasağı zaten bu hâli kapsamaz.

III. Görevli Olmayan Hâkim veya Mahkemenin İşlemleri (m. 7)

Görevsiz bir hâkim veya mahkeme tarafından yapılan işlemler, kural olarak hükümsüzdür; ancak kanun, “yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında” ibaresiyle bir istisna tanır (m. 7). Buna göre, örneğin bir tanığın dinlenmesi görevsiz bir mahkeme önünde yapılmışsa, görevli mahkeme bu tanığı yeniden dinleyebilir ve bu durumda önceki dinleme işlemi hükümsüz sayılır; ama keşif gibi zamanla veya olayın doğasıyla yenilenmesi fiilen imkânsız hâle gelmiş bir işlem, görevsiz mahkeme tarafından yapılmış olsa bile geçerliliğini korur.

Yargı Kararları

1) Görevin kamu düzenine ilişkin olması ve m. 4-5-7 çerçevesinde re'sen denetlenmesi

Görevin kamu düzenine ilişkin oluşunun uygulamadaki en somut sonucu, m. 4, m. 5 ve m. 7'nin tek bir olayda birlikte işleyebilmesidir: bir mahkeme kendi görevini denetler, görevsiz bulursa dosyayı devreder ve bu devre gerçekleşene kadar yaptığı işlemler kural olarak hükümsüz kalır. Yargıtay, bu üç hükmü tek bir cümlede birleştirerek uygulamıştır:

5271 sayılı CMK'nun 7. maddesi uyarınca yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüz olup aynı Kanunun 4 ve 5. maddeleri uyarınca davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re'sen karar verebilir, iddianamenin kabulünden sonra işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir.3

Karar, m. 4, m. 5 ve m. 7'yi tek bir cümlede birleştirerek görev rejiminin bütününü özetler: mahkeme, görevli olup olmadığını taraflardan bir talep gelmeksizin kovuşturmanın her aşamasında kendiliğinden denetler; görevsizlik anlaşılırsa dosyayı görevli mahkemeye gönderir; görevsiz mahkemece yapılmış işlemler ise -yenilenmesi imkânsız olanlar dışında- hükümsüzdür.

2) Duruşmada suçun hukuki niteliğinin değişmesinin, dosyanın alt dereceli mahkemeye gönderilmesini haklı kılmaması

m. 6/1'in bugünkü metni, 2006 yılında 5560 sayılı Kanun'la kasıtlı olarak genişletilmiş bir yasaktır: madde önceki hâliyle yalnızca iddianamenin kabulünden sonra alt dereceli mahkemeye görevsizlik kararı verilemeyeceğini söylerken, değişiklikten sonra bu yasağın kapsamına suçun hukuki niteliğinin duruşma sırasında değişmiş olması gerekçesi de dahil edilmiştir. Yargıtay, tam bu ayrımın gözden kaçırıldığı bir olayda hükmü bu nedenle bozmuştur:

5271 sayılı CMK'nun 6/1. maddesinde yer alan ‘İddianamenin kabulünden sonra, yargılamanın alt dereceli bir mahkemeye ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilemez.’ şeklindeki hükmün, 19/12/2006 tarih ve 26381 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 06/12/2006 tarih ve 5560 sayılı Yasa'nın 16. maddesi ile ‘Duruşmada suçun hukukî niteliğinin değiştiğinden bahisle görevsizlik kararı verilerek dosya alt dereceli mahkemeye gönderilemez.’ şeklinde değiştirilmiş olması gözetilerek, görevsizlik kararı verilerek dosyanın sulh ceza mahkemesine gönderilmesi yerine, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması, Yasaya aykırı.4

Karar, m. 6/1'in lafzındaki “alt dereceli mahkemeye ait olduğu gerekçesiyle” ibaresini, 5560 sayılı Kanun'un eklediği “suçun hukukî niteliğinin değiştiğinden bahisle” ibaresinden ayırt etmeksizin okuyan bir uygulama hatasını düzeltir: kanun koyucu 2006 değişikliğiyle yasağın kapsamını bilinçli biçimde genişletmiş, yalnızca klasik anlamdaki görev uyuşmazlıklarını değil, duruşma sırasında ortaya çıkan nitelik değişikliklerini de bu yasağın içine almıştır; bir mahkemenin bu iki gerekçeyi birbirinden ayrı değerlendirip yalnızca ikincisini yasağın dışında sayması, m. 6'nın 2006 ıslahatının amacını — davanın esasına vâkıf olan mahkemenin elinden dosyanın alınmaması yoluyla sağlanan usul ekonomisini — boşa çıkarır.

Dipnotlar

  1. Zülal Öztürk ve Alpaslan Azapağası, “Yargı Yolunu Değiştiren Görevsizlik Kararları Nedeniyle Adli ve İdari Yargı Mercileri Arasında Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri,” Terazi Hukuk Dergisi, S. 5 (Ocak 2007).
  2. Esma Sena Tezcan Yüksel, Türk Ceza Yargılama Usulünde İlk Kanun: 1879 Tarihli Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye Kanun-ı Muvakkati ve Mahkemelerin Görev ve Yetkisi (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2023), 145-146.
  3. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 31.03.2015, E. 2013/524, K. 2015/76.
  4. Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 01.10.2012, E. 2009/20428, K. 2012/24451.

Kaynakça

  • Öztürk, Zülal, ve Alpaslan Azapağası. “Yargı Yolunu Değiştiren Görevsizlik Kararları Nedeniyle Adli ve İdari Yargı Mercileri Arasında Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 5 (Ocak 2007).
  • Tezcan Yüksel, Esma Sena. Türk Ceza Yargılama Usulünde İlk Kanun: 1879 Tarihli Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye Kanun-ı Muvakkati ve Mahkemelerin Görev ve Yetkisi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2023.

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.