Adil yargılanma hakkının vazgeçilmez bir unsuru, davaya bakan hâkimin tarafsız olmasıdır. Kanun, bu güvenceyi iki farklı teknikle sağlar: birincisi, hâkimin belirli, önceden tanımlanmış durumlarda davaya bakmasını kanun gereği doğrudan yasaklayan “yasaklılık” (m. 22-23); ikincisi ise, bu sayılan hâllerin dışında kalan ama somut olayda tarafsızlığı şüpheye düşüren durumlarda hâkimin reddedilebilmesini sağlayan “ret” kurumudur (CMK m. 24 vd., ayrı bir makalenin konusudur). Karşılaştırmalı hukukta da Alman ve Türk ceza muhakemesi sistemlerinin ikisinin de bu ikili tekniği (kesin yasaklılık + açık uçlu ret) benimsediği, ancak her iki sistemde de bu güvencenin yalnızca hâkim için tanınıp savcı için tanınmamasının ayrı bir tartışma konusu olduğu belirtilir.1 Bu yazı, ikili tekniğin birincisini, yani hâkimin davaya bakmasının kanunen yasak olduğu hâlleri ele almaktadır.
I. Yasaklılık Sebepleri (m. 22)
Kanunun 22. maddesi, hâkimin hâkimlik görevini yapamayacağı sekiz hâli sayar; bunlar, tarafsızlığın somut olayda ayrıca değerlendirilmesine gerek bırakmaksızın, varlıkları tespit edildiği anda hâkimi davadan otomatik olarak uzaklaştıran, tahdidi bir listedir:
a) Suçtan kendisi zarar görmüşse,
b) Sonradan kalksa bile şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında evlilik, vesayet veya kayyımlık ilişkisi bulunmuşsa,
c) Şüpheli, sanık veya mağdurun kan veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyundan biri ise,
d) Şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında evlât edinme bağlantısı varsa,
e) Şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında üçüncü derece dahil kan hısımlığı varsa,
f) Evlilik sona ermiş olsa bile, şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında ikinci derece dahil kayın hısımlığı varsa,
g) Aynı davada Cumhuriyet savcılığı, adlî kolluk görevi, şüpheli veya sanık müdafiliği veya mağdur vekilliği yapmışsa,
h) Aynı davada tanık veya bilirkişi sıfatıyla dinlenmişse,
Bentlerin ortak özelliği, hâkimin ya davanın bir tarafıyla kişisel/ailevi bağı bulunması (b-f bentleri) ya da daha önce aynı davada başka bir sıfatla (savcı, kolluk, müdafi, vekil, tanık, bilirkişi) yer almış olması (g-h bentleri) sebebiyle, o davada hâkim olarak tarafsız kalamayacağının kanun koyucu tarafından önceden ve kesin biçimde kabul edilmesidir. Yasaklılık, bir itiraz veya talep beklenmeksizin, hâkimin kendisi tarafından resen gözetilmesi gereken bir durumdur; ancak uygulamada, yasaklılık nedeninin gözden kaçması ihtimaline karşı, kanun aynı zamanda bu hâllerin “reddi istenebilecek” hâller olarak da ileri sürülmesine izin verir (m. 24/1). Doktrinde m. 22'deki yasaklılık hâlleri ile m. 24'teki ret kurumu arasındaki fark şöyle özetlenir: m. 22'de sayılan hâllerde hâkimin davaya bakması kesin olarak yasaklanmıştır ve bu sayım tahdididir; buna karşılık ret sebepleri tahdidi değildir — m. 22'deki hâllerin dışında kalan, ama hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşüren herhangi bir sebep de reddi için yeterli olabilir. Öte yandan savcı ve kolluk bakımından hâkimin reddine benzer bir müessesenin öngörülmemiş olması da doktrinde ayrıca tartışılmaktadır.2
m. 22-23'ün kurduğu yasaklılık sistemi, doktrinde yalnızca bir adil-yargılanma tekniği olarak değil, doğrudan masumiyet karinesi (suçlu sayılmama hakkı) ile bağlantılı bir güvence olarak da okunmaktadır: hâkimin reddini gerektiren hâllerin suçlu sayılmama hakkını koruduğu, hatta yargılamanın tarafsız hâkimlerce yapılmasını garanti etme işlevini bu hakka atfeden görüşler bulunduğu belirtilir; buna karşılık bazı yazarlara göre, m. 22 vd.'deki yasaklılık/ret hâlleri söz konusu olduğunda meselenin doğrudan suçlu sayılmama hakkının ihlali çerçevesinde değil, CMK m. 22 vd.'nin kendi usul hükümleri çerçevesinde ileri sürülüp incelenmesi gerektiği savunulmaktadır.3
II. Yargılamaya Katılamayacak Hâkim (m. 23)
Kanunun 23. maddesi, yasaklılığın özel bir türünü, aynı davanın farklı aşamalarında görev almaktan kaynaklanan yasaklılığı düzenler. Buna göre, bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz (m. 23/1) — örneğin ilk derece mahkemesinde hüküm veren bir hâkim, aynı dosyanın istinaf incelemesinde görev alamaz. Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz (m. 23/2); bu kural, soruşturma aşamasında sulh ceza hâkimliği sıfatıyla örneğin tutuklama kararı veren bir hâkimin, aynı kişi hakkında açılan davada yargılamayı yapan mahkemede görev almasını engeller. Son olarak, yargılamanın yenilenmesi hâlinde, önceki yargılamada görev yapan hâkim aynı işte yeniden görev alamaz (m. 23/3).
Bu üç fıkranın ortak mantığı, bir hâkimin daha önce aynı dosya hakkında oluşturduğu kanaatin, dosyanın sonraki bir aşamasındaki değerlendirmesini önyargılı hâle getirebileceği varsayımıdır; kanun koyucu burada da somut olayda gerçekten bir önyargı oluşup oluşmadığını araştırmaz, aynı dosyada birden fazla aşamada görev almanın kendisini yeterli bir yasaklılık nedeni sayar.
Yargı Kararları
1) Karı-koca olan savcı ile hâkimin aynı dosyada görev alması
m. 22'deki yasaklılık hâlleri, yalnızca hâkim ile şüpheli, sanık veya mağdur arasındaki bir bağ ile sınırlı değildir; kanunun kendisi bu listeyi diğer meslek mensuplarına ilişkin kurumsal düzenlemelerle birlikte okunmaya elverişli bırakmıştır. Yargıtay, aynı dosyada görev yapan savcı ile hâkimin evli olduğu bir olayda bu bağlantıyı doğrudan kurmuştur:
İddianameyi düzenleyen C.Savcısı ile Sulh Ceza Mahkemesinde hüküm veren hakimin karı - koca oldukları, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunun 46. maddesi hükmüne göre; karı - koca ikinci derece dahil kan ve sıhri hısımlar bir mahkemenin aynı dairesinde görev yapamayacakları öngörülmüş olması, 5271 sayılı CMK.nun 22. maddesinde de mani bir düzenleme getirilmiş bulunması karşısında, uyulması zorunlu bir usul kuralı olduğu gözetilip davadan çekilmesi gerekirken, yargılamaya devamla (…) aykırı davranılması, Bozmayı gerektirmiş[tir].4
Karar, m. 22/b'deki “evlilik ilişkisi” yasaklılığının, doğrudan aynı davada değil, 2802 sayılı Kanun m. 46'daki kurumsal düzenlemeyle birlikte okunması gerektiğini gösterir: burada hâkim ile şüpheli/sanık/mağdur arasında değil, aynı dosyada görev yapan hâkim ile savcı arasında bir evlilik bağı söz konusudur. Karar, dönemin usul kanunu olan mülga 1412 sayılı CMUK'a göre verilmiş olsa da, Yargıtay bu durumu 5271 sayılı CMK m. 22'nin getirdiği düzenlemeyle birlikte ele almış ve bozma nedeni saymıştır — bu da m. 22'deki yasaklılık kuralının, 2802 sayılı Kanun gibi kurumsal/mesleki hısımlık düzenlemeleriyle birlikte okunması gerektiğini teyit eder.
Dipnotlar
- Mehmet Nihat Kanbur, “Alman ve Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Cumhuriyet Savcısının Tarafsızlığı ve Reddi Sorunu,” Ceza Hukuku Dergisi, S. 19 (Ağustos 2012). ↩
- Elif Ergüne, Ceza Muhakemesi Hukukunda Suçlu Sayılmama Hakkı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024), 212. ↩
- Ergüne, Suçlu Sayılmama Hakkı, 212-213. ↩
- Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 22.06.2010, E. 2010/4773, K. 2010/8979. ↩
Kaynakça
- Ergüne, Elif. Ceza Muhakemesi Hukukunda Suçlu Sayılmama Hakkı. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024.
- Kanbur, Mehmet Nihat. “Alman ve Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Cumhuriyet Savcısının Tarafsızlığı ve Reddi Sorunu.” Ceza Hukuku Dergisi, S. 19 (Ağustos 2012).
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.