Bir önceki yazıda ele alınan yasaklılık (m. 22-23), hâkimin belirli, önceden tanımlanmış hâllerde davaya bakmasını kanun gereği doğrudan engeller. Ret kurumu ise bunun tamamlayıcısıdır: kanunda sayılan yasaklılık hâlleri dışında kalsa bile, somut olayda hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşürecek başka bir sebep varsa, taraflara bu hâkimin davadan reddini isteme imkânı tanınmıştır. CMK m. 24-31, ret sebeplerini, ret isteminde bulunabilecekleri, istemin usulünü, süresini, karar verecek mercii ve buna karşı başvurulacak kanun yollarını ayrıntılı biçimde düzenler.
I. Ret Sebepleri ve İsteyebilecekler (m. 24)
Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde reddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir (m. 24/1); yani ret, yasaklılık sebeplerini de kapsayan ama onunla sınırlı olmayan, daha geniş bir kurumdur. Ret isteminde bulunabilecekler sınırlı biçimde sayılmıştır: Cumhuriyet savcısı; şüpheli, sanık veya bunların müdafii; katılan veya vekili (m. 24/2). Bunlardan herhangi biri istediği takdirde, karar veya hükme katılacak hâkimlerin isimleri kendisine bildirilir (m. 24/3) — bu hüküm, ret hakkının fiilen kullanılabilmesi için önkoşul niteliğinde bir bilgilendirme yükümlülüğü getirir.
Doktrinde tarafsızlık şartı, “şahsi (öznel) tarafsızlık” ve “işlevsel (nesnel) tarafsızlık” olmak üzere iki ayrı düzlemde değerlendirilir: şahsi tarafsızlık, hâkimin yargılamanın taraflarından birine karşı kişisel bir önyargısının bulunup bulunmadığını; işlevsel tarafsızlık ise, hâkimin yargısal faaliyet kapsamında aynı dosyada farklı işlevlere sahip olmasının veya muhakemenin diğer süjeleriyle arasında bir alt-üst ilişkisinin bulunmasının, kendisinde ve halkta güven duygusu yaratıp yaratmadığını sorgular. m. 24'teki “tarafsızlığı şüpheye düşürecek diğer sebepler” ölçütü, bu iki tarafsızlık türünü de kapsayacak biçimde geniş yorumlanır.1
II. Ret İsteminin Süresi ve Usulü (m. 25-26)
Tarafsızlığı şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı hâkimin reddi, ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusu başlayıncaya; duruşmalı işlerde bölge adliye mahkemelerinde inceleme raporu ve Yargıtayda görevlendirilen üye veya tetkik hâkimi tarafından yazılmış olan rapor üyelere açıklanıncaya kadar istenebilir; diğer hâllerde inceleme başlayıncaya kadar hâkimin reddi istenebilir (m. 25/1). Sonradan ortaya çıkan veya öğrenilen sebeplerle, duruşma veya inceleme bitinceye kadar da hâkimin reddi istenebilir; ancak bu istemin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde yapılması şarttır (m. 25/2). Hâkimin reddi, mensup olduğu mahkemeye verilecek dilekçeyle veya zabıt kâtibine bir tutanak düzenlenmesi için başvurulması suretiyle yapılır; ret isteminde bulunan, öğrendiği ret sebeplerinin tümünü bir defada açıklamak ve süresi içinde olguları ile birlikte ortaya koymakla yükümlüdür; reddi istenen hâkim ise ret sebepleri hakkındaki görüşlerini yazılı olarak bildirir (m. 26).
III. Karar Verecek Merci ve Kanun Yolu (m. 27-28)
Hâkimin reddi istemine, kural olarak mensup olduğu mahkemece karar verilir; ancak reddi istenen hâkim müzakereye katılamaz. Bu nedenle mahkeme teşekkül edemezse, karar; reddi istenen hâkim asliye ceza mahkemesine mensupsa yargı çevresindeki ağır ceza mahkemesine, ağır ceza mahkemesine mensupsa numara olarak izleyen daireye (son numaralı daire için 1 numaralı daireye, tek daire varsa en yakın ağır ceza mahkemesine) aittir (m. 27/1). Ret istemi sulh ceza hâkimine karşıysa yargı çevresindeki asliye ceza mahkemesi, tek hâkime karşıysa yargı çevresindeki ağır ceza mahkemesi karar verir (m. 27/2); bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin başkan ve üyelerinin reddi istemi ise, reddedilen başkan ve üye katılmaksızın görevli olduğu dairece incelenir (m. 27/3). Ret isteminin kabulü hâlinde, davaya bakmakla bir başka hâkim veya mahkeme görevlendirilir (m. 27/4).
Kanun yolu bakımından önemli bir asimetri vardır: ret isteminin kabulüne ilişkin kararlar kesindir; kabul edilmemesine ilişkin kararlara karşı ise itiraz yoluna gidilebilir, itiraz üzerine verilen ret kararı hükümle birlikte incelenir (m. 28). Aşağıdaki Yargı Kararları bölümünde görüleceği üzere, bu itiraz hakkının fiilen kullandırılması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun istikrarlı içtihadında üzerinde en çok durulan noktadır. Doktrinde bu itiraz güvencesi, işlevsel tarafsızlığın kanun yolu aşamasındaki bir görünümü olarak da okunur: AİHM içtihadında, soruşturma aşamasında görev alan bir muhakeme süjesinin sonradan kanun yolu aşamasında verilen kararı tekrar inceleyecek konuma gelmesi, işlevsel tarafsızlığı doğrudan tehdit eden bir durum olarak değerlendirilmektedir.2
IV. Reddi İstenen Hâkimin Durumu, Çekinme ve Geri Çevirme (m. 29-31)
Reddi istenen hâkim, ret hakkında bir karar verilinceye kadar yalnızca gecikmesinde sakınca olan işlemleri yapabilir (m. 29/1). Hâkimin oturum sırasında reddedilmesi hâlinde, bu konuda karar verilebilmesi için oturuma ara vermek gerekse bile ara vermeksizin devam olunur; ancak m. 216 uyarınca tarafların iddia ve sözlerinin dinlenmesine geçilemez ve ret konusunda bir karar verilmeden reddedilen hâkim tarafından veya onun katılımıyla bir sonraki oturuma başlanamaz (m. 29/2). Ret isteminin kabulüne karar verildiğinde, gecikmesinde sakınca bulunan hâl nedeniyle yapılmış işlemler dışında, duruşma tekrarlanır (m. 29/3).
Kanun, hâkime kendiliğinden davadan çekilme imkânı da tanır: hâkim yasaklılığını gerektiren sebeplere dayanarak çekindiğinde, merci bir başka hâkim veya mahkemeyi davaya bakmakla görevlendirir (m. 30/1); hâkim tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebepler ileri sürerek çekindiğinde ise merci, çekinmenin uygun olup olmadığına karar verir ve uygun bulunursa yine başka bir hâkim veya mahkeme görevlendirilir (m. 30/2); gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde yapılan işlemler hakkında m. 29 kıyasen uygulanır (m. 30/3).
Son olarak, kanun kötüye kullanmaya karşı bir denge mekanizması öngörür: mahkeme, kovuşturma evresinde ileri sürülen hâkimin reddi istemini, ret istemi süresinde yapılmamışsa, ret sebebi ve delili gösterilmemişse veya istemin duruşmayı uzatmak amacıyla yapıldığı açıkça anlaşılıyorsa geri çevirir (m. 31/1). Bu geri çevirme kararı, toplu mahkemelerde reddedilen hâkimin müzakereye katılmasıyla, tek hâkimli mahkemelerde ise reddedilen hâkimin kendisi tarafından verilir (m. 31/2); bu kararlara karşı da itiraz yoluna başvurulabilir (m. 31/3).
V. Savcının Reddi Neden Düzenlenmemiştir?
Doktrinde dikkat çekilen önemli bir boşluk, CMK'nın Cumhuriyet savcısı için hâkiminkine benzer bir ret veya çekinme kurumu öngörmemiş olmasıdır. Savcının, iddia makamını temsil eden ve yürütme erki içinde yer alan bir organ olması nedeniyle, taraf olup olmadığı ve tarafsızlık yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı tartışmalıdır; Alman hukukuyla karşılaştırmalı olarak yürütülen bir incelemede, savcının muhakemede “objektif bir taraf” olduğu ve bu sıfatla tarafsız davranma yükümlülüğü altında bulunduğu, dolayısıyla kanunda açık bir düzenleme bulunmasa bile savcının tarafsızlığından şüphe duyulan hâllerde bir çözüm ihtiyacının var olduğu ileri sürülmektedir.3 Hâkim ile savcı arasındaki bu düzenleme farkı, ikisinin muhakemedeki konumunun farklılığından kaynaklanır: hâkim nihai kararı veren, tarafların üzerinde bir konumda bulunan yargılama makamıyken, savcı iddia makamı olarak muhakemenin bir tarafı sayılabileceğinden, ret kurumunun asıl işlevi olan “karar vericinin tarafsızlığını güvence altına alma” amacı savcı bakımından aynı doğrudanlıkta işlemez; buna karşılık savcının objektiflik yükümlülüğü (m. 160/2'de şüphelinin lehine ve aleyhine delilleri toplama yükümlülüğü olarak somutlaşır) bu boşluğu kısmen telafi eder.
Yargı Kararları
1) Ret talebinin geri çevrilmesine itiraz hakkının fiilen kullandırılması zorunluluğu
m. 28'deki itiraz güvencesi, mahkemenin ret talebini davayı uzatma amaçlı sayıp geri çevirebileceği m. 31'deki yetkiye karşı bir denge unsurudur; bu denge ancak itiraz hakkının fiilen kullandırılmasıyla anlam kazanır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu dengenin bozulduğu bir olayda şu sonuca varmıştır:
(…) hâkimin reddi talebinde bulunulduğu, bu gerekçelere ilişkin belge ve başvuru evrakının da dilekçe ekinde ibraz edildiği, yerel mahkemece talebin davayı uzatmaya matuf olduğu ve nihai karar ile birlikte üst mercii tarafından değerlendirilebilir nitelikte olduğundan bahisle geri çevrilmesine karar verilip, nihai hükmün tefhim edildiği anlaşılan olayda; hâkimin reddi talebinin geri çevrilmesine ilişkin ara karara itiraz edilmesi mümkün olduğu halde, sanık müdafiine Kanunda düzenlenen itiraz hakkını kullanma imkânı verilmeden nihai hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.4
Karar, m. 28'deki itiraz güvencesinin salt kâğıt üzerinde tanınmış bir hak olmadığını, mahkemenin bu itirazın fiilen incelenmesini sağlamakla yükümlü olduğunu ortaya koyar.
2) Ret talebinin “davayı uzatma amaçlı” sayılıp geri çevrilmesinde de itiraz güvencesinin geçerliliği
Aynı ilke, m. 29/1'deki “yalnız gecikmesinde sakınca olan işlemler” sınırıyla birleştiğinde daha da keskinleşir: mahkemenin bir ret talebini davayı uzatma amaçlı sayması, itiraz güvencesini devre dışı bırakmaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu noktayı ayrı bir olayda yeniden teyit etmiştir:
(…) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 29/1. maddesinin açık hükmüne rağmen, yargılamaya devam ederek (…) Yine aynı Kanun'un 31. maddesinin 3. fıkrasında ret isteminin geri çevrilmesine ilişkin kararların itiraz kanun yoluna tabi olduğuna dair açık kanun hükmüne karşın (…) itiraz incelemesi yapılması sağlanmadan yargılamaya devam edilerek, yargılama bittikten sonra dahi hâkimin tarafsızlık sorununu gündemde tutacak şekilde nihai hüküm kurulmasında, İsabet bulunmadığı, bu şekilde kurulan Yerel Mahkeme hükümlerinin usul ve kanuna aykırı olduğu kabul edilmelidir.5
İki karar birlikte okunduğunda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun istikrarlı bir içtihat çizgisi izlediği görülür: m. 31'in geri çevirme yetkisi ne kadar geniş yorumlanırsa yorumlansın, m. 28'deki itiraz hakkının fiilen ve usulüne uygun biçimde incelenmesi, bu yetkinin kullanılmasının değişmez bir ön koşuludur; bu karar ayrıca, itiraz süreci tamamlanmadan yargılamaya devam edilmesinin yalnızca hükmün değil, m. 29/1'deki “yalnız gecikmesinde sakınca olan işlemler” sınırının da ihlali anlamına geldiğini gösterir.
Dipnotlar
- Hazal Algan Canseven, Ceza Muhakemesinde Kanun Yoluna Başvuru Hakkı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024), 263-264. ↩
- Algan Canseven, Kanun Yoluna Başvuru Hakkı, 264-265. ↩
- Mehmet Nihat Kanbur, “Alman ve Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Cumhuriyet Savcısının Tarafsızlığı ve Reddi Sorunu,” Ceza Hukuku Dergisi, S. 19 (Ağustos 2012). ↩
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 12.12.2017, E. 2017/351, K. 2017/537. ↩
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 01.10.2019, E. 2017/1109, K. 2019/569. ↩
Kaynakça
- Algan Canseven, Hazal. Ceza Muhakemesinde Kanun Yoluna Başvuru Hakkı. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024.
- Kanbur, Mehmet Nihat. “Alman ve Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Cumhuriyet Savcısının Tarafsızlığı ve Reddi Sorunu.” Ceza Hukuku Dergisi, S. 19 (Ağustos 2012).
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.