Bir hâkim veya mahkemenin karar verme yetkisine sahip olması tek başına yeterli değildir; kararın hangi usulle, kimlerin görüşü alınarak verileceği de kanunla belirlenmiştir. CMK m. 33, tek cümlelik ama uygulamada sık ihlal edilen bir kural koyar: “Duruşmada verilecek kararlar, Cumhuriyet savcısı, duruşmada hazır bulunan müdafi, vekil ve diğer ilgililer dinlendikten; duruşma dışındaki kararlar, Cumhuriyet savcısının yazılı veya sözlü görüşü alındıktan sonra verilir.”
Madde, kararların iki türüne göre farklı bir dinlenme usulü öngörür. Duruşmada verilecek kararlarda, duruşmada hazır bulunan Cumhuriyet savcısı, müdafi, vekil ve diğer ilgililerin (örneğin katılan, mağdur) sözlü olarak dinlenmesi zorunludur; bu, duruşmanın sözlülük ve yüz yüzelik ilkesinin doğal bir sonucudur. Duruşma dışında verilecek kararlarda ise (örneğin soruşturma aşamasındaki bazı kararlar veya duruşma açılmadan dosya üzerinden verilen kararlar), yalnızca Cumhuriyet savcısının yazılı veya sözlü görüşünün alınması yeterli görülmüştür; burada müdafi, vekil veya diğer ilgililerin ayrıca dinlenmesi aranmaz — bu farklılık, duruşma dışı kararların genellikle usule ilişkin, ara nitelikte kararlar olmasından kaynaklanır.
m. 33'teki “diğer ilgililer” ifadesinin kimleri kapsadığı doktrinde somutlaştırılmıştır: katılan da bu “ilgili kişiler” arasında yer alır ve mahkeme, suçtan zarar görenin katılan sıfatını kazanmış olması ve duruşmada hazır bulunması hâlinde onu dinlemekle yükümlüdür — bu bir takdir yetkisi değil, m. 33'ten doğan bir zorunluluktur. Katılanın, Cumhuriyet savcısının dinlendiği her hâlde, karar verilmeden önce mesele hakkında görüşünü söylemesine, konuşmasına, soru sormasına yahut talepte bulunmasına engel olunmamalıdır.1 Bu okuma, m. 33'ü yalnızca savcı-müdafi ekseninde değil, duruşmadaki bütün ilgili süjelerin (katılan dahil) dinlenme hakkını güvence altına alan bir hüküm olarak anlamlandırır; katılanın m. 33 kapsamındaki bu dinlenme hakkı, kendisine tanınan daha geniş “muhakemeye yön verme hakkı”nın (delil toplanmasını talep etme, tanık ve bilirkişiye dolaylı soru sorma, koruma tedbiri istemi gibi) yalnızca bir görünümüdür.2
Maddenin pratik önemi, özellikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı sonrasında ortaya çıkar: HAGB kararının ardından denetim süresi içinde sanığın yeni bir kasıtlı suç işlemesi veya yükümlülüklerine aykırı davranması hâlinde, mahkemenin daha önce açıklanması geri bırakılan hükmü açıklaması gerekir; ancak bu, m. 33'ün gerektirdiği usul bir kenara bırakılıp doğrudan dosya üzerinden yapılamaz. Mahkemenin, tarafları yeniden duruşmaya davet ederek, m. 33'teki dinlenme kuralına uygun biçimde hükmü açıklaması gerekir; aksi hâl, aşağıdaki yargı kararında görüleceği üzere bozma nedenidir.
Yargı Kararları
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması sonrası duruşma açılmadan hükmün açıklanması
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra sanığın hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç nedeniyle mahkum olması ya da yükümlülüklerine aykırı davranması halinde mahkemenin yeniden duruşma açarak tarafları usulünce duruşmaya davet ettikten sonra hükmü açıklaması gerektiği düşünülmeksizin yazılı şekilde dosya üzerinden hükmün açıklanmasına karar verilerek 5271 sayılı CMK'nın 33 ve 223. maddelerine aykırı davranılması.3
Karar, m. 33'ün soyut bir usul kuralı olmadığını, HAGB sonrası hüküm açıklama gibi sık karşılaşılan bir işlemde somut bir denetim ölçütüne dönüştüğünü gösterir: taraflar dinlenmeden, dosya üzerinden verilen bir hüküm açıklama kararı, salt bu usul eksikliği nedeniyle bozulur.
Dipnotlar
Kaynakça
- Koç, Ziya. Ceza Muhakemesinde Katılan. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2022.
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.