Ceza muhakemesinde süreler, salt takvim meselesi değildir; bir itiraz, istinaf veya temyiz hakkının fiilen kullanılıp kullanılamayacağını belirleyen nihai sınırdır. Kanun koyucu, bu sınırın nasıl hesaplanacağını (m. 39) düzenledikten sonra, kişinin kendi kusuru olmaksızın bu sınırı kaçırdığı hâller için “eski hâle getirme” adı verilen bir telafi imkânı öngörmüştür (m. 40-42). Uygulamada büyük dikkat gerektiren bu kurum, kaçırılmış bir hakkın geri kazanılmasının tek yasal yoludur.
Kanunun 39. maddesi, sürelerin hesaplanmasında şu ölçütleri getirir:
(1) Gün ile belirlenen süreler, tebligatın yapıldığının ertesi günü işlemeye başlar. (2) Süre, hafta olarak belirlenmiş ise, tebligatın yapıldığı günün, son haftada isim itibarıyla karşılığı olan günün mesai saati bitiminde sona erer. (3) Süre, ay olarak belirlenmiş ise tebligatın yapıldığı günün, son ayda sayı itibarıyla karşılığı olan günün mesai saati bitiminde sona erer. Son bulduğu ayda sayı itibarıyla karşılığı olan gün yoksa; süre, ayın son günü mesai saati bitiminde sona erer. (4) Son gün bir tatile rastlarsa süre, tatilin ertesi günü biter.
Bu hesaplama kurallarına rağmen bir süre kaçırılmışsa, devreye m. 40 girer: “Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hâle getirme isteminde bulunabilir” (m. 40/1); kanun yoluna başvuru hakkının kendisine hiç bildirilmemiş olması hâlinde de kişi kusursuz sayılır (m. 40/2). Mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu döneminde eski hâle getirme nedenleri “mücbir sebepler” ve “beklenilmeyen veya sakınılması kabil olmayan hadiseler” biçiminde sınırlı sayıda düzenlenmişken, 5271 sayılı Kanun bu kurumu tek bir ölçüte, “kusursuzluğa”, bağlayarak kapsamını genişletmiştir; buna karşılık hangi hâllerin kusursuz sayılacağının belirlenmesi öğreti ve uygulamaya bırakılmıştır.1 Doktrinde eski hâle getirmenin hukuki niteliği de tartışmalıdır: kurumun bir kanun yolu olduğunu savunan görüşe karşılık, hâkim görüş, eski hâle getirmenin bir kararın hatalı olup olmadığını denetleyen olağan veya olağanüstü bir kanun yolu değil, kaçırılan sürenin sonuçlarını gideren hukuki bir çare olduğu yönündedir; zira kabul kararı, hukuki durumu süre kaçırılmadan önceki hâline döndürmekte, herhangi bir kararı bozmamaktadır.2
Kurumun köklerine inildiğinde, konuyu ilk kez kapsamlı biçimde ele alan incelemelerden birinin 1972 yılına, Asım Turgut Yeşiltan'ın “Eski Hâle Getirme (Hâli Sabıkaya İrca)” başlıklı çalışmasına kadar uzandığı görülür.3 Kurumun ceza muhakemesi hukukuna özgü ilk monografik incelemesi ise, sonraki yazarlarca da hâlâ temel referans olarak kullanılan, Nur Centel'in 1985 tarihli çalışmasıdır.4
Bu hukuki niteliğin, diğer yargı kollarındaki karşılığıyla karşılaştırılması da öğreticidir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'ndaki (bugün HMK m. 94'teki) “eski hâle getirme” ile İcra ve İflas Kanunu'ndaki “ödeme emrine (gecikmiş) itiraz” kurumlarını karşılaştıran bir incelemeye göre, medeni usul hukukundaki eski hâle getirme, işlevleri bakımından gecikmiş itiraza oldukça benzese de tâbi olduğu kanuni şartlar bakımından ondan önemli farklılıklar taşır; ortak payda ise her iki kurumun da, tarafın iradesi dışında gelişen ve kanunun mazeret saydığı bir sebeple kaçırılan kesin bir sürenin, hakkın kaybedilmesine yol açmaması amacıyla tanınan “son bir imkân” olmasıdır.5 Benzer bir sonuca İcra ve İflas Kanunu bakımından ayrıca Erdal Tercan da ulaşmış; eski hâle getirmenin, bir mühlet içinde yapılması gereken usul işleminin kusur olmaksızın yapılamaması hâlinde başvurulabilecek, yargı kolundan bağımsız ortak bir güvence olduğunu vurgulamıştır.6 Kurumun sınırları yalnızca özel hukuk yargılamasıyla da çizili değildir: Asuman Çapar'ın incelemesine göre eski hâle getirme, sınırlı ölçüde de olsa idari yargılama hukukunda da uygulama alanı bulmaktadır.7 CMK m. 40'taki eski hâle getirme de aynı ailenin ceza muhakemesindeki üyesidir: hepsi, usul ekonomisinin gerektirdiği kesin sürelerle bireyin kusursuz biçimde bu süreleri kaçırabilme ihtimali arasında bir denge kurar.
Kusursuzluk ölçütünün kimin şahsında değerlendirileceği sorusu da ayrı bir tartışma başlığıdır; m. 40'taki karine herkes için aynı ağırlıkta işlemez. Hukuki bilgiden yoksun bir sanık için kanun yolu bildirimindeki en ufak belirsizlik dahi eski hâle getirme nedeni sayılabilirken, mesleği gereği usul kurallarını bilmesi beklenen bir müdafi için aynı belirsizliğin kusursuzluk teşkil edip etmeyeceği doktrinde ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulmaktadır.8 Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu ayrımı içtihadında açıkça benimsemiştir; bir kararında, mesleği bir kamu hizmeti niteliğindeki avukatlık olan, sanığın savunmasını üstlenen ve bu bağlamda savunma ve kanun yollarına başvuru için yeterli düzeyde hukuki bilgiye sahip olan müdafiin, temyiz başvurusunun şeklini bilmemesinin düşünülemeyeceğini, bu nedenle kanun yolu bildirimindeki başvuru şeklinin gösterilmemiş olmasının müdafi açısından bir yanılgı oluşturmayacağını belirtmiştir.9 Bu içtihat, m. 40'taki kusursuzluk karinesinin sanık ile müdafi arasında farklılaşabileceğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır; ilerideki yargı kararları başlığında bu içtihada ayrıca yer verilmektedir.
Eski hâle getirme dilekçesinin ne zaman ve nereye verileceği m. 41'de düzenlenmiştir: dilekçe, engelin kalkmasından itibaren iki hafta içinde, süreye uyulsaydı usul işlemini yapacak olan mahkemeye verilir; dilekçede sürenin geçmesinde kusur bulunmadığına dair olgular ve varsa belgeler açıklanır, aynı anda yapılamayan usul işlemi de yerine getirilir (m. 41/1-2). Bu iki haftalık süre, 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanunla “yedi gün”den “iki hafta”ya çıkarılarak genişletilmiştir; bu değişikliğin de kendisi, önceki kısa sürenin hak kayıplarına yol açtığı yönündeki eleştirilerin bir yansımasıdır. m. 42 ise eski hâle getirme talebi hakkında kimin karar vereceğini belirler: süresinde yapılsaydı esasa hangi mahkeme bakacak idiyse talep hakkında da o mahkeme karar verir; kabul kararı kesindir, redde ilişkin karara karşı ise itiraz yolu açıktır. Talebin sunulmuş olması, kararın infazını kendiliğinden durdurmaz; mahkeme dilerse infazı erteleyebilir (m. 42/3).
Yargı Kararları
Kanun yolu bildirimindeki belirsizliğin eski hâle getirme nedeni sayılıp sayılmayacağı sorunu, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun aşağıdaki üç kararında farklı biçimlerde ele alınmıştır.
1) Kanun yolu bildiriminde sürenin başlangıcının belirsiz yazılması
m. 40/2'deki kusursuzluk karinesi, kanun yolu hakkının hiç bildirilmemesiyle sınırlı değildir; bildirimin yapılmış ama belirsiz kaleme alınmış olması da aynı sonucu doğurabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu ilkeyi şöyle uygulamıştır:
Yerel mahkemece tefhim edilen kararda gösterilen kanun yolu bildiriminde olması gereken temyiz süresinin başlangıcının tereddüde yer vermeyecek şekilde yazılmaması Ceza Muhakemesi Kanunu ilgili maddesi uyarınca eski hale getirme nedeni olup, sanığın kanuni süreden sonra verdiği dilekçesinin eski hale getirme talebi mahiyetinde bulunduğu kabul edilerek, yerel mahkemenin temyiz isteminin reddi kararının kaldırılıp, temyiz incelemesinin yapılması gerekmektedir.10
2) “Tefhim ve tebliğ” ifadesinin de belirsizlik oluşturması
Belirsizlik yalnızca sürenin başlangıç anının hiç gösterilmemesinden değil, iki farklı başlangıç anının bir arada gösterilmesinden de doğabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu ikinci türden bir belirsizliği de aynı sonuca bağlamıştır:
Sanık müdafiin yokluğunda, hazır olan sanık ...'ün yüzüne karşı verilen 05.12.2007 günlü hükümde başvurulacak kanun yoluna ilişkin bildirimde, sürenin başlangıcının ‘tefhim ve tebliğ’ şeklinde gösterilmesi suretiyle, sürenin ‘tefhimden’ mi yoksa ‘tebliğden’ itibaren mi başlayacağı konusunda duraksamaya neden olunduğundan, bildirim eksik ve yanıltıcıdır.11
3) Müdafiin kanun yolu bildirimindeki eksikliği, kendisi bakımından kusursuzluk sayılmaz
İlk iki kararın aksine, aşağıdaki karar madalyonun öbür yüzünü gösterir: bildirimdeki aynı türden bir eksiklik, hukuki bilgiye sahip bir müdafi söz konusu olduğunda farklı değerlendirilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu kararında şu sonuca varmıştır:
Mesleği bir kamu hizmeti niteliğindeki avukatlık olan, sanığın savunmasını üstlenen ve bu bağlamda savunma ve kanun yollarına başvuru için yeterli düzeyde hukuki bilgiye sahip olan müdafiin temyiz başvurusunun şeklini bilmemesi düşünülemeyeceğinden kanun yolu bildirimindeki başvuru şeklinin gösterilmemesi eksikliği müdafii açısından bir yanılgı ve bu bağlamda hakkın kullanılması yönünde bir engel oluşturmayacaktır.12
Üç karar birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo şudur: Yargıtay, kanun yolu bildirimindeki belirsizliği sürenin başlangıcının hiç gösterilmemesi kadar, iki farklı başlangıç anının bir arada gösterilmesini de hukuki bilgiden yoksun bir sanık bakımından kusursuzluk hâli sayarken, aynı türden bir eksikliği, savunma ve kanun yollarına başvuru konusunda mesleki bilgiye sahip olması beklenen bir müdafi bakımından kusursuzluk hâli saymamaktadır.
Dipnotlar
- Can Yalçın, “UYAP Bilişim Sistemi'nin Geçici Olarak Belirli Muhakeme İşlemlerine Kapatılmasının ve Sistemin Düzgün Çalışmamasının Ceza Muhakemesinde Eski Hâle Getirme Açısından Değerlendirilmesi,” Terazi Hukuk Dergisi, S. 225 (Mayıs 2025). ↩
- Yalçın, “Eski Hâle Getirme Açısından Değerlendirilmesi.” ↩
- Asım Turgut Yeşiltan, “Eski Hâle Getirme (Hâli Sabıkaya İrca),” Adalet Dergisi, S. 3 (Mart 1972). ↩
- Nur Centel, “Ceza Muhakemesi Hukukunda Eski Hâle Getirme,” İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası 1985/1-4, 197-198 (Hazal Algan Canseven'in atfıyla; bkz. Algan Canseven, Ceza Muhakemesinde Kanun Yoluna Başvuru Hakkı [İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024], dn.545). ↩
- Alper Uyumaz, İcra ve İflas Hukukunda Gecikmiş İtiraz: Birinci Bölüm (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2011), 21-23. ↩
- Erdal Tercan, “İcra ve İflâs Hukuku Açısından Eski Hâle Getirme,” Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi 19, S. 4 (Aralık 1998). ↩
- Asuman Çapar, “Eski Hâle Getirme Kurumunun İdari Yargı Alanında Uygulanabilirliği,” Marmara Üniversitesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, S. 1 (Haziran 2022). ↩
- Hazal Algan Canseven, Ceza Muhakemesinde Kanun Yoluna Başvuru Hakkı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2024), 2. Bölüm. ↩
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 23.6.2015, E. 2014/325, K. 2015/242. ↩
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.11.2015, E. 2014/163, K. 2015/415. ↩
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 25.12.2012, E. 2012/1300, K. 2012/1869. ↩
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 23.6.2015, E. 2014/325, K. 2015/242. ↩
Kaynakça
- Algan Canseven, Hazal. Ceza Muhakemesinde Kanun Yoluna Başvuru Hakkı. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024.
- Centel, Nur. “Ceza Muhakemesi Hukukunda Eski Hâle Getirme.” İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası 1985/1-4, 197-198.
- Çapar, Asuman. “Eski Hâle Getirme Kurumunun İdari Yargı Alanında Uygulanabilirliği.” Marmara Üniversitesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, S. 1 (Haziran 2022).
- Tercan, Erdal. “İcra ve İflâs Hukuku Açısından Eski Hâle Getirme.” Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi 19, S. 4 (Aralık 1998).
- Uyumaz, Alper. İcra ve İflas Hukukunda Gecikmiş İtiraz: Birinci Bölüm. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2011.
- Yalçın, Can. “UYAP Bilişim Sistemi'nin Geçici Olarak Belirli Muhakeme İşlemlerine Kapatılmasının ve Sistemin Düzgün Çalışmamasının Ceza Muhakemesinde Eski Hâle Getirme Açısından Değerlendirilmesi.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 225 (Mayıs 2025).
- Yeşiltan, Asım Turgut. “Eski Hâle Getirme (Hâli Sabıkaya İrca).” Adalet Dergisi, S. 3 (Mart 1972).
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.